Preloader
Bizimle iletişime geçin!
img

Çocuğumun Oyun Oynama Süresi Normal Mi? Hangi Saatler Riskli?

Çocuğunuzun bilgisayar veya tablet başında geçirdiği vakit son zamanlarda sizi iyice düşündürmeye başladıysa, aslında modern dünyadaki her anne babanın ortak derdine ortak olmuşsunuz demektir. Birçok ebeveyn bu durumu sadece saatlerle ölçmeye çalışıyor ama aslında mesele sürenin uzunluğundan ziyade, oyunun çocuğun hayatındaki diğer dengeleri bozup bozmadığıyla alakalı. Eğer çocuk okulundaki sorumluluklarını yerine getiriyorsa, arkadaşlarıyla dışarıda hala oyun oynayabiliyor ve uykusunu düzenli alıyorsa, günde bir iki saatlik bir oyun süresi genellikle kabul edilebilir bir sınırda sayılıyor. Ancak ne zaman ki oyun oynamak yemek saatlerini unutturuyor, ödevleri geri plana itiyor ya da sosyal ilişkileri tamamen kesiyorsa, işte o zaman bir sınır koymanın vakti gelmiş demektir.

Süre kadar önemli olan bir diğer konu da oyunun hangi saatlerde oynandığıdır. Özellikle gece uykusuna yatmadan önceki o son bir iki saat, gelişim çağındaki bir çocuk için en riskli zaman dilimidir. Ekranlardan yayılan ışık ve oyunun yarattığı yüksek adrenalin, vücudun uykuya geçmesini sağlayan doğal ritmi altüst eder. Çocuk yatağa girse bile zihni hala oyunun içinde kaldığı için derin ve kaliteli bir uyku uyuyamaz, bu da ertesi günün tamamen verimsiz geçmesine neden olur. Diğer bir tehlikeli zaman ise sabah uyanır uyanmaz oyunun başına geçmektir. Güne bu kadar yoğun bir uyaranla başlamak, beynin ödül mekanizmasını erken doyurduğu için çocuğun günün geri kalanındaki hiçbir aktiviteden keyif alamamasına yol açabilir.

Sürenin artık bağımlılık noktasına gelip gelmediğini anlamak için çocuğun tepkilerini iyi okumak gerekiyor. Oyun süresi bittiğinde aşırı öfke nöbetleri geçirmesi, oynamadığı zamanlarda sürekli huzursuz görünmesi ya da oyun hakkında yalan söylemeye başlaması ciddi birer uyarıcıdır. Bu durumu sadece sert yasaklarla çözmeye çalışmak genellikle ters teper ve aradaki bağı koparır. Bunun yerine, oyunun neden bu kadar cazip geldiğini anlamaya çalışıp dış dünyadaki aktiviteleri biraz daha eğlenceli hale getirmek çok daha kalıcı sonuçlar verecektir. Unutmayın ki dijital dünya ne kadar renkli olursa olsun, sizinle geçireceği kaliteli bir vaktin yerini hiçbir şey tutamaz.


Yaş Gruplarına Göre Çocuklar Kaç Saat Ekran Başında Kalabilir?

Çocukların ne kadar süre ekran başında kalacağı konusu aslında her yaş döneminde farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Teknolojinin bu kadar içinde olduğumuz bir devirde tamamen uzak tutmak pek gerçekçi olmasa da, çocuğun gelişimini korumak için bazı sınırları bilmekte fayda var. Uzmanların genel görüşü, özellikle hayatın ilk yıllarında beynin çok hızlı geliştiği ve bu yüzden ekranla tanışma sürecinin oldukça kontrollü olması gerektiği yönünde.

Bebeklikten itibaren iki yaşına kadar olan dönemde, mümkünse çocuğu ekranlardan tamamen uzak tutmak en doğrusu gibi görünüyor. Çünkü bu yaşlardaki bir çocuğun en büyük ihtiyacı, ekrandaki hızlı görüntüler değil, etrafındaki insanlarla kuracağı canlı iletişim ve fiziksel temas oluyor. Sadece bazen uzaktaki aile bireyleriyle yapılan kısa görüntülü konuşmalar bu kuralın istisnası olabilir. İki ile beş yaş arasına gelindiğinde ise, günde bir saati geçmeyecek şekilde, içeriği kaliteli ve eğitici olan videoların izletilmesi öneriliyor. Tabii bu sürenin de ebeveyn eşliğinde geçmesi, izlenen şey üzerine sohbet edilmesi çocuğun gördüklerini daha iyi anlamlandırmasını sağlıyor.

Okul çağına gelindiğinde, yani altı yaş ve sonrasında durum biraz daha esnekleşiyor ama yine de kontrolü elden bırakmamak lazım. Bu dönemde çocuğun ödevleri, spor aktiviteleri, uyku düzeni ve aile içi iletişimi aksamadığı sürece günde bir ya da iki saatlik bir ekran süresi normal karşılanabiliyor. Ortaokul ve lise yıllarında ise süreler biraz daha artsa bile, gece geç saatlere kadar ekran karşısında kalmamak ve internette geçirilen vaktin niteliğine dikkat etmek esas kural olmalı.

Burada asıl önemli olan, ekran süresini sadece bir ödül ya da ceza yöntemi olarak kullanmamak. Çocuğun eline tableti verip onu sakinleştirmek o an için işleri kolaylaştırsa da, uzun vadede çocuğun kendi duygularını yönetme becerisini zayıflatabiliyor. Süreyi kısıtlarken "çünkü ben öyle diyorum" demek yerine, ekranın vücuda ve zihne olan etkilerini basitçe anlatıp birlikte bir zaman planı yapmak her zaman daha sağlıklı sonuçlar veriyor.



Oyun Oynama Bağımlılık Mı? Belirtileri Nasıl Anlaşılır?

Oyun oynamak aslında çoğu çocuk için sadece bir eğlence olsa da, bazen işler gerçekten çığırından çıkıp o hep korkulan bağımlılık noktasına varabiliyor. Hatta artık doktorlar bile bunu resmi bir sağlık meselesi olarak görüyor. Peki, çocuk sadece oyun oynamayı çok mu seviyor yoksa gerçekten buna bağımlı mı oldu? Bunu anlamanın yolu, oyunun çocuğun hayatındaki diğer her şeyi ne kadar gölgede bıraktığına bakmaktan geçiyor.

Eğer çocuk oyun oynamadığı anlarda sürekli gergin, mutsuz ya da aşırı huzursuz görünüyorsa bu ciddi bir alarm sinyalidir. Bağımlı olan çocuklar genelde sadece ekrandayken kendilerini "tam" hisseder, bilgisayarın başından kalktıkları an sanki büyük bir boşluğa düşerler. Akılları hep oyunda kalır; yemek yerken ya da birisiyle konuşurken bile zihinleri hala oradaki görevlerdedir. Hatta bu durum bazen öyle bir seviyeye gelir ki, çocuk uykusundan vazgeçer, yemek yemeyi erteler, hatta kişisel temizliğini bile zaman kaybı olarak görmeye başlar.

Zaman kontrolünün tamamen yitirilmesi de bir diğer büyük işaret. "Tamam şimdi kalkıyorum" deyip saatlerce o koltuktan kalkamıyorsa veya ne kadar oynadığı sorulduğunda yalan söyleme ihtiyacı duyuyorsa durum kontrolden çıkmış demektir. Eskiden dışarı çıkıp arkadaşlarıyla vakit geçiren, hobileri olan bir çocuğun artık sadece ekrana gömülüp yaşaması bir sosyal geri çekilmedir. Okul başarısındaki ani düşüşler de genelde bu bağımlılıkla beraber gelir.

Şunu iyi anlamak lazım; oyun bağımlılığı bazen sadece bir alışkanlık değil, bir kaçış yoludur. Çocuk okulda yaşadığı bir sıkıntıdan, arkadaşlarıyla olan bir kavgadan ya da içindeki yalnızlık hissinden kurtulmak için oyunun dünyasına sığınıyor olabilir. Eğer bu belirtileri fark ediyorsanız, çocuğu sertçe cezalandırıp tableti elinden çekip almak yerine, onu oraya bu kadar çeken şeyin ne olduğunu konuşarak anlamaya çalışmak çok daha sağlıklı. Sorunun kökenine indiğinizde çözüm de çok daha kalıcı olur.



Oyun Oynamayı Bırakmayan Çocuğa “Nasıl Sınır Koyarım?”

Çocuğun elinden o tableti ya da kumandayı almaya çalışırken kopan fırtınalar aslında hemen hemen her evde aynı şekilde yaşanıyor. Sürekli "kapat artık" diye bağırmaktan yorulduysanız, meseleyi sadece yasaklarla değil, akıllıca bir sistem kurarak çözmek lazım. Çünkü çocuk için o an oyunu bırakmak, en heyecanlı yerinde filmi kapatmak ya da en koyu sohbeti çat diye ortasından kesmek gibi hissettiriyor.

Sınır koyarken yapılan en büyük hata, süreyi aniden ve emrivakiyle bitirmek oluyor. "Hadi beş dakikan kaldı" demek yerine, oyunun kendi içindeki bitiş noktalarını kullanmak çok daha mantıklı. Mesela "Şu maç bitince" veya "Bu bölümü geçince kapatıyoruz" derseniz, çocuk o işi tamamlama tatminiyle masadan çok daha kolay kalkar. Ayrıca bu kuralları kriz anında, yani çocuk oyunun içindeyken değil de ortalık sakinken konuşup beraber bir plan yapmak, kuralların kabullenilmesini sağlar.

Sınır koymanın bir diğer yolu da ekranın yerine geçecek alternatifler yaratmaktır. Eğer çocuğu ekrandan çekip öylece boş bir odaya bırakıyorsanız, zihni hemen o renkli dünyaya geri dönmek isteyecektir. Ekran saati bittiğinde beraber yapabileceğiniz bir aktivite, bir dışarı çıkma planı ya da sevdiği bir kutu oyunu gibi somut bir seçenek sunmak geçişi yumuşatır. Sınırların tutarlı olması da çok kritik; bir gün çok geniş davranıp ertesi gün aşırı kızarsanız çocuk hangi kurala uyacağını şaşırır.

Son olarak, neden sınır koyduğunuzu ona dürüstçe açıklamak lazım. "Gözlerin bozulur" gibi klasik cümleler yerine, uykusunun neden önemli olduğunu veya beyninin başka aktivitelere de ihtiyacı olduğunu onun anlayacağı bir dille anlatmak, sizinle inatlaşmak yerine sizi anlamasına yardımcı olabilir. Unutmayın, amacımız çocuğu cezalandırmak değil, dijital dünya ile gerçek hayat arasındaki dengeyi ona öğretmek.



Oyun Bağımlılığı Yerine “Düzenli Oyun” Alışkanlığı Nasıl Oluşturulur?

Çocuğa oyun oynamayı tamamen yasaklamak aslında çözüm falan değil, aksine o işi daha çok merak etmesine ve gizli saklı yapmasına neden oluyor. Asıl mesele, oyunun hayatın bir parçası olduğu ama her şeyi olmadığı o ince çizgiyi tutturabilmek. Yani "düzenli oyun" dediğimiz o dengeyi kurmak lazım. Bunu da çocukla kavga dövüş ederek değil, bir şekilde onu da ikna ederek yapmak en mantıklısı.

İşe ilk önce oyun vaktini belirsizlikten kurtarıp bir düzene sokarak başlamak gerekiyor. Çocuk, ödevini bitirince ya da akşam yemeğinden önce belli bir saati olduğunu bildiğinde, gün boyu "ne zaman oynayacağım" diye stres yapmıyor. Bu durum aslında ona zamanını yönetmeyi de öğretiyor. Bir de oyunu sadece canı sıkıldığında sığındığı bir liman olmaktan çıkarmak şart. Eğer çocuk sadece üzgünken ya da yapacak hiçbir şeyi yokken ekrana koşuyorsa bağımlılık riski artıyor; bu yüzden dışarıdaki hayatı da onun için renkli tutmak lazım.

En önemlisi de çocuğun ne oynadığını bilmek, hatta bazen yanına oturup o heyecana ortak olmak. Siz oyunun içine girdiğinizde çocuk kendini daha iyi anlaşılmış hissediyor ve koyduğunuz kurallara da daha çok saygı duyuyor. Sadece "hadi kapat artık" diye bağırmak yerine, "bu bölümde ne yaptın, bir dahaki sefere ne yapacaksın?" gibi sorular sormak, o izole dünyayı beraber paylaştığınız bir alana dönüştürür.

Tabii bir de şu var; biz elimizden telefonu düşürmezken çocuğa "ekrandan uzak dur" demek pek inandırıcı olmuyor. Evde hep beraber "ekransız saatler" belirleyip o vakitlerde gerçekten birbirimize vakit ayırırsak, çocuk da bu düzeni çok daha rahat benimsiyor. Disiplin dediğimiz şey baskıyla değil, aslında doğru örnek olup tutarlı davranarak kuruluyor.



0 Yorum

Yorum Yap

E-Posta Adresiniz paylaşılmayacaktır. * ile işaretli alanlar zorunludur